SON DAKİKA

Medya Sizsiniz Haber

Eğitimdeki Hüsran, Toplumun Hüsranıdır?

Önce eğitim politikamızın olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor, Görünen o ki, Türkiye’nin böyle bir politikası maalesef yoktur. Görünürde de olmayacağa benzemektedir. Çünkü…

Eğitimdeki Hüsran, Toplumun Hüsranıdır?
Bu haber 10 Ocak 2017 - 16:18 'de eklendi ve 2910 kez görüntülendi.

Önce eğitim politikamızın olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor.
Görünen o ki, Türkiye’nin böyle bir politikası maalesef yoktur. Görünürde de olmayacağa benzemektedir. Çünkü kurumların altyapısı böyle bir ideal için hazırlanmamış gözüküyor.

1924 tarih ve 430 Sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitimimiz düzeltilmedi, var olan eğitim sistemine yeni ad verildi. Çünkü bu kanundan önce, tarihi 1838’lere kadar uzanan dönemde her ilde İdadi ve Rüştiye, Sultani gibi adlarla okullarımız vardı. Bunlar, bugünkü ortaokul ve liselerin müfredatıyla eğitim veriyorlardı.

Yakın zamana kadar Fransız eğitim sistemini tatbik ettik, sonra Amerikan sistemine döndük. İkisinin de çıkış sebepleri, uygulama biçimleri, doğurduğu sonuçları itibariyle bize yabancı sistemlerdi.

Problemimiz bu arayışımızdan itibaren başlamıştır. Hâlbuki öğretmenlik aşk mesleğidir.

İnsanı inşa ve toplumu ihya eder. Israrla savunuruz, kalkınmış toplum, binayla, yolla fabrikayla özdeşleşmemelidir. Kalkınmanın hedefinde insanın refahı var ise, kalkınmanın iti gücü insan olmalıdır. İnsanı iyi yetiştirmedikçe eline vereceğin her malzeme işlevini yerine getirmenden dağılıp gider.

Peki, 90 yılda bunu niye başaramadık? Sebebi çok açıktır; her gelen yönetici, Bakan, Başbakan kendi yeteneğine, kendi siyasi ideal ve ideolojisine göre bir eğitim sistemi oluşturmaya çalıştı. Ülkenin geleceğinden çok, iktidarların geleceğinin hesabı üzerine oturtulan okullarımız maalesef deneme tahtasından öteye geçemedi.
Bakınız, 1960 darbesinden 1965 seçimlerine kadar geçen beş yılda tam altı hükümet kuruldu ve dağıldı. 1971-1980 yılları arasında dokuz yılda on bir hükümet kuruldu ve dağıldı. 1991-2002 yılları arasında on bir yılda on hükümet kuruldu ve dağıldı. Bugünkü iktidarın da, 14 yıllık döneminde, 6 Milli Eğitim Bakanı değişti. Bu da ikibucuk yılda bir bakanın değişmesi demektir.

Doğal olarak gelen her Bakan, eskiyi silip süpürerek yerine kendi kafasındaki model neyse onu kurtuluş reçetesi olarak uyguladı. İşin acı veren yanı, bu bakanların önemli bir kısmı eğitimin içinden gelen insanlar değillerdi.

Doktoru, Avukatı, Mühendisi Bakan yaptık, ama bir eğitimcileri onlar kadar bu göreve getiremedik.

Öncelikle bu süre içerisinde bir okul aristokrasisi oluşturamadık, buradan beslenen bir entelektüel kadro yetiştiremedik. Bakanlık üst kadrolarına ülkenin geleceğine kendini adama heyecanını duyandan çok, eş-dost çıkarını ön plana aldık. Siyasetin kirli eli, cumhuriyet tarihim boyunca eğitim kurumlarının üzerinden çekilmedi.

Dahası da var; Türkiye’de eğitim felaketi, öğretmen yetiştiren kurumlarda başladı. Köy Enstitülerinden, Öğretmen Okullarına, Eğitim Enstitülerinden Eğitim Fakültelerine kadar öğretmen yetiştiren kurumlar belli bir disiplin içinde eğitim sistemini besleyecek şekilde düzenlenmediği için buralarda yetişenlerin birçoğu formasyon bakımından yeterli hale gelemedi. Ayrıca, yakın zamana kadar eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan fakülteleri bitirip öğretmen olarak atananlar oldu. Bu durum, eğitimi kırk yamalı bohçaya dönüştürdü.

Bunlarla birlikte zeki, geleceğe bir şeyler verebilecek nitelikte olan çocuklarımızı, doktor, avukat, mühendis yaparsak, eğitime gidecekler ancak bu ayıklamada alt seviyede kalanlardan olacaktır. Bizce problemimizi çözümsüzlüğe götüren burasıdır. Öğretmen tek başına bir şey ifade etmiyor. Ortak şuur ve duyarlılık olursa, bunda hepsinin ülkenin geleceğini tayin edecek kadroların sorumlulukları bilinci oluşursa, Türkiye bu problemleri elbette aşacaktır.

Binayı yanlış yaparsanız yıkar düzeltirsiniz. İnsanı yanlış yetiştirirseniz, onu tekrar eğitim tornasından geçirip düzeltemezsiniz. Öğretmenin görevi sadece dersinin bilgisini öğretmek olmamalıdır; öğrencisine özgüven, sorumluluk, idealini de öğretmek olmalıdır.

Türkiye Batı’dan yöntem ithali yerine, kendi değerlerinden beslenen bir eğitim disiplinine odaklanmalıdır. Çünkü Batı’nın sosyal ve ahlaki dokusu ile bizimki aynı değildir. Oradaki reçete bizim hastamızı iyi etmez, edemez! Bu bir anlamda başı ağrıyan adama mide hapı vermek gibi bir şey olur. Bunun içindir ki, bizimki teklif değil, temennidir ve şunları söyleyebiliriz:

Eğitim Fakülteleri Eğitim Üniversitelerine dönüştürülmeli, bütün branş fakülteleri bunun bünyesinde hizmet vermelidir. Düzenli olarak Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapan devlet erkânı, aynı formatta yine düzenli Milli Eğitim Kurulunu toplamalıdır. Milli Eğitim Şuraları, bu görevi pek başaramadı. Hizmet içi eğitimler okulların açılma ve kapanma dönemindeki seminerlere alınmalı ve öğretmenler kendi okullarında bu alanda meselelerini tartışmalıdır. Bürokrasi mevzuatını değiştirerek yetersiz, yeteneksiz elemanlar ayıklanmadıkça, eğitimde sonuca varamayız! Yeni nesil öğretmenlerden umutlu olmalıyız. Bürokrasinin ve mevzuatın kalın ve acımasız çarkında eğitim sistemimizi kurtarmadıkça gelecekten umutlu olmamız mümkün değildir!

Muhsin İlyas SUBAŞI / Medyasizsiniz.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI!
Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı Yapınız.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER